Çocuklara ait cinsel içerikli görüntülerin dijital ortamda üretilmesi, kaydedilmesi, depolanması veya başkalarına gönderilmesi, çocukların cinsel istismardan korunması bakımından ağır sonuçlar doğuran eylemlerdir. Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesinin üçüncü fıkrasında, çocukların kullanıldığı müstehcen ürünlerin üretilmesi, ülkeye sokulması, çoğaltılması, satışa arz edilmesi, satılması, nakledilmesi, depolanması, bulundurulması ve başkalarının kullanımına sunulması ayrı ayrı suç konusu yapılmıştır.
Kanunda kullanılan teknik ifade “çocukların kullanıldığı müstehcen ürün”dür. Bu nedenle çocuğa ait her fotoğraf veya görüntü kendiliğinden TCK m. 226/3 kapsamında değerlendirilmez. Görüntünün içeriği, oluşturulma amacı, çocuğun materyalde kullanılma biçimi ve ürünün müstehcen niteliği somut olayın özelliklerine göre belirlenir. Uygulamada kullanılan “çocuk pornografisi” ifadesi de TCK’da ayrıca tanımlanmış bir suç adı olmayıp, çoğunlukla çocukların kullanıldığı müstehcen ürünleri ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır.
Bu nedenle dijital ortamda gerçekleşen fiiller bakımından “görüntüyü kimseyle paylaşmadım” şeklindeki bir savunma, tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
TCK 226/3 Kapsamında Öngörülen Cezalar
TCK m. 226/3’te üretim fiili ile üretilmiş materyalin sonradan bulundurulması veya dolaşıma sokulması birbirinden ayrılmıştır.
Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocuğun kullanılması hâlinde beş yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörülmektedir.
Çocukların kullanıldığı bu tür ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran veya başkalarının kullanımına sunan kişi hakkında ise iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası uygulanabilir.
TCK m. 226/5 kapsamında kalan basın ve yayın yoluyla yayımlama, yayımlanmasına aracılık etme veya bu içeriklerin çocukların görmesini, dinlemesini ya da okumasını sağlama fiilleri bakımından daha farklı ve ağır yaptırımlar gündeme gelebilir. Bu nedenle görüntünün yalnızca cihazda bulunması, belirli bir kişiye gönderilmesi ve internet ortamında yayımlanması aynı hukuki kapsamda değerlendirilmez.
Çocuğa ait cinsel içerikli görüntüyü telefona kaydetmek suç oluşturur mu?
Somut olayın niteliğine göre evet.
Özellikle görüntünün fail tarafından çekilmesi veya kayda alınması, somut olayın özelliklerine göre çocuğun kullanıldığı müstehcen bir ürünün üretilmesi; mevcut görüntünün yeniden kopyalanması ise çoğaltma kapsamında değerlendirilebilir.
Örneğin internet üzerinden mevcut bir görüntünün cihaz hafızasına indirilmesi ile kişinin bizzat çocukla ilgili cinsel içerikli bir görüntüyü oluşturması aynı hukuki hareket değildir. İlkinde bulundurma/depoma niteliği, ikincisinde ise üretim veya çoğaltma niteliği gündeme gelebilir.
Bu nedenle “görüntüyü ben üretmedim, sadece telefonuma indirdim” şeklindeki savunma, olayın bütün koşulları incelenmeden suçun oluşmadığı sonucunu doğurmaz.
Görüntüyü yalnızca bulundurmak suç mudur?
Evet.
TCK m. 226/3, çocukların kullanıldığı müstehcen ürünlerin bulundurulmasını da ayrıca suç olarak düzenlemektedir.
Bu nedenle görüntünün herhangi bir kişiye gönderilmemiş veya satılmamış olması, görüntünün hukuka aykırı şekilde bulundurulması hâlinde tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Özellikle dijital veriler bakımından görüntünün;
- telefon,
- bilgisayar,
- harici disk,
- USB bellek,
- bulut depolama alanı
gibi ortamlarda bulunması, olayın teknik özellikleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Görüntüyü bir başkasına göndermek hangi sonucu doğurur?
Çocuğun kullanıldığı cinsel içerikli görüntünün başka kişilere gönderilmesi, TCK m. 226/3 kapsamında başkalarının kullanımına sunma veya olayın niteliğine göre kanunda sayılan diğer seçimlik hareketler bakımından değerlendirilir.
Burada gönderimin ticari amaç taşıması şart değildir.
Dolayısıyla “para istemedim” veya “sadece bir arkadaşıma gönderdim” şeklindeki açıklamalar, fiilin suç oluşturup oluşturmadığının belirlenmesinde tek başına belirleyici değildir.
Gönderimin kapsamı, görüntünün niteliği, kime gönderildiği ve failin kastı ayrıca incelenmelidir.
Görüntünün yalnızca indirilmesi ile yayılması arasında fark var mıdır?
Evet.
Bulundurma ile başkalarına sunma/yayma birbirinden farklı hareketlerdir.
Kişinin görüntüyü cihazında bulundurması başka, görüntüyü üçüncü kişilere göndermesi veya internet ortamında erişilebilir hâle getirmesi başkadır.
Ayrıca görüntünün internetten indirilmesi sırasında teknik olarak yeni bir dijital kopya oluşturulması söz konusu olabileceğinden, olayın teknik özellikleri ve gerçekleştirilen hareketin niteliği önem taşır.
Bu nedenle her dijital olayda “indirdi ve bulundurdu” şeklinde tek bir hukuki nitelendirme yapılması doğru değildir.
Çocuğun Kullanıldığı Müstehcen Görüntüyü Sadece İzlemek Suç mu?
TCK m. 226/3’te “izlemek” açıkça seçimlik hareketler arasında sayılmamıştır. Bununla birlikte bir içeriğin bilinçli biçimde indirilmesi, kaydedilmesi, depolanması veya daha sonra yeniden erişilmek üzere cihazda tutulması bulundurma ya da depolama kapsamında değerlendirilebilir.
İnternet sitesinin ziyaret edilmesi sırasında tarayıcı tarafından otomatik oluşturulan geçici dosyalar ile kullanıcının bilerek indirip sakladığı dosyalar aynı hukuki nitelikte değildir. Tarayıcı önbelleği, küçük resim dosyaları, otomatik mesajlaşma uygulaması indirmeleri ve bulut senkronizasyonları bakımından kişinin bu verilerden haberdar olup olmadığı ve içerikler üzerinde bilinçli bir hâkimiyet kurup kurmadığı araştırılmalıdır.
Dolayısıyla yalnızca teknik incelemede bir dosya kalıntısının bulunması, tek başına bilinçli bulundurma suçunun oluştuğunu göstermeyebilir. Dosyanın elde edilme şekli, kayıt konumu, erişim geçmişi, indirilme zamanı ve failin kastını gösteren diğer dijital veriler birlikte değerlendirilmelidir.
Görüntüyü paylaşmamak ceza sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?
Hayır.
TCK m. 226/3 bakımından bulundurma ve depolama da bağımsız olarak düzenlenen fiillerdendir.
Bu nedenle fail görüntüyü hiç kimseye göndermemiş olsa dahi, görüntünün hukuka aykırı biçimde bulundurulması suçun oluşumu bakımından yeterli olabilir.
Yayma ise ayrıca ve daha ileri bir ihlal niteliğindeki fiildir.
Bu ayrım özellikle “Ben kimseye göndermedim” şeklindeki savunmalar bakımından önemlidir.
Fail görüntünün çocukla ilgili olduğunu bilmiyorsa ne olur?
Ceza sorumluluğu bakımından kast önemlidir.
Failin görüntünün içeriği, görüntüdeki kişinin yaşı ve fiilin niteliği konusunda ne bildiği somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.
Burada görüntünün açıkça çocuklara ait olduğunun anlaşılabilir olup olmadığı, görüntünün elde edildiği kaynak, dosyadaki yazışmalar ve diğer dijital veriler önem taşıyabilir.
Bununla birlikte failin “yaşını bilmiyordum” şeklindeki soyut savunması da tek başına yeterli değildir. Bununla birlikte failin “yaşını bilmiyordum” şeklindeki soyut savunması da tek başına belirleyici değildir. Görüntünün niteliği, kişinin görünümü, dosyanın elde edildiği kaynak, yazışmalar ve diğer dijital veriler üzerinden failin görüntüde bir çocuğun yer aldığını bilip bilmediği veya bu ihtimali kabullenerek hareket edip etmediği değerlendirilmelidir. Yaş konusunda hukuken önem taşıyan bir hatanın bulunup bulunmadığı ise TCK’nın hata hükümleri kapsamında somut olay özelinde ele alınmalıdır.
Çocuğun Görüntüyü Kendisinin Göndermesi Ceza Sorumluluğunu Ortadan Kaldırır mı?
Çocuğun görüntüyü kendisinin oluşturması veya kendi iradesiyle başka bir kişiye göndermesi, görüntünün sonradan bulundurulması ya da yayılmasını kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.
Özellikle görüntünün üçüncü kişilere gönderilmesi, sosyal medyada yayımlanması, tehdit veya şantaj aracı olarak kullanılması bakımından “çocuk kendisi gönderdi” şeklindeki açıklama ceza sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Bununla birlikte görüntünün yalnızca alınması veya cihazda bulunması değerlendirilirken çocuğun yaşı, görüntünün niteliği, taraflar arasındaki ilişki, görüntünün nasıl elde edildiği, failin kastı ve sonradan gerçekleştirilen eylemler birlikte incelenmelidir. Bu nedenle her olayda yalnızca görüntünün gönderilmiş olmasından hareketle soyut ve otomatik bir hukuki sonuç çıkarılmamalıdır.
Çocuğun görüntünün oluşturulmasına veya ilk gönderimine rıza göstermiş olması, görüntünün üçüncü kişilere aktarılmasına ya da internet ortamında yayımlanmasına verilmiş bir rıza anlamına gelmez.
Görüntülerin telefon veya bilgisayarda bulunması nasıl ispatlanır?
Bu tür suçlarda dijital deliller büyük önem taşır.
Telefon, bilgisayar, harici disk veya başka dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde;
- dosyanın oluşturulma veya indirilme bilgileri,
- dosyanın bulunduğu klasör,
- mesajlaşma kayıtları,
- gönderim geçmişi,
- internet tarayıcısı verileri,
- bulut depolama kayıtları,
- cihazın kullanıcıyla bağlantısı
gibi unsurlar incelenebilir.
Ancak dijital verinin bulunması kadar verinin elde edilme ve incelenme yönteminin hukuka uygunluğu da önemlidir.
Dijital incelemede yalnızca aktif dosyalar değil; silinmiş veriler, küçük resim dosyaları, tarayıcı önbelleği, mesajlaşma uygulamalarının otomatik indirme klasörleri ve bulut senkronizasyon kayıtları da tespit edilebilir. Ancak silinmiş veya geçici sistem alanında bulunan bir verinin varlığı, failin görüntüyü bilerek bulundurduğunu tek başına göstermeyebilir.
Cihazın birden fazla kişi tarafından kullanılması, kullanıcı hesapları, oturum bilgileri, dosyanın son açılma tarihi ve uzak erişim kayıtları da verinin belirli bir kişiye aidiyetinin belirlenmesinde önem taşır.
Görüntünün Oluşturulması veya Paylaşılması Başka Suçları da Oluşturabilir mi?
Çocuğun kullanıldığı müstehcen bir görüntünün üretilmesi, bulundurulması veya paylaşılması yalnızca TCK m. 226 kapsamında sonuç doğurmayabilir.
Görüntünün oluşturulması sırasında çocuğa yönelik cinsel bir davranış gerçekleştirilmişse, olayın özelliklerine göre çocuğun cinsel istismarı suçu ayrıca gündeme gelebilir.
On beş yaşını doldurmuş bir çocukla gerçekleştirildiği ileri sürülen cinsel ilişkinin hukuki değerlendirmesi ise TCK m. 104 kapsamında düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan farklıdır. Cinsel ilişkiye ilişkin rıza değerlendirmesi, ilişkinin kayda alınmasına veya görüntünün üçüncü kişilerle paylaşılmasına rıza verildiği anlamına gelmez.
Görüntünün gizlice kaydedilmesi veya rıza dışında yayımlanması özel hayatın gizliliğini ihlal; görüntü üzerinden para, yeni görüntü veya başka bir menfaat istenmesi ise olayın niteliğine göre tehdit ya da şantaj suçlarını gündeme getirebilir. Birden fazla suçun oluşup oluşmadığı ve hangi içtima hükümlerinin uygulanacağı somut fiiller dikkate alınarak belirlenir.
Hukuka aykırı şekilde elde edilen dijital görüntüler delil olarak kullanılabilir mi?
Ceza muhakemesinde delilin elde edilme yöntemi büyük önem taşır.
Telefon veya bilgisayarın aranması, dijital verilerin kopyalanması ve incelenmesi sırasında CMK’nın ilgili hükümlerine uyulup uyulmadığı değerlendirilmelidir.
Özellikle dijital materyalin hangi karar veya hukuki yetkiye dayanılarak incelendiği, incelemenin kapsamı ve verilerin bütünlüğünün korunup korunmadığı önem taşır.
Bu nedenle böyle bir dosyada yalnızca “cihazda görüntü bulundu” sonucuna değil, bu görüntünün hangi yöntemle elde edildiğine de bakılmalıdır.
Dijital materyal üzerinde yapılan incelemede orijinal verinin bütünlüğünün korunması, adli kopyanın usulüne uygun alınması, hash değerlerinin belirlenmesi ve delilin kimler tarafından teslim alındığını gösteren muhafaza zincirinin açıklanabilir olması gerekir. Teknik bir dosyanın bulunması ile o dosyanın belirli bir kişi tarafından bilerek elde edildiğinin ispatlanması aynı şey değildir.
Suçun Soruşturulması Şikâyete Bağlı mıdır?
TCK m. 226 kapsamında düzenlenen bu fiillerin soruşturulması kural olarak şikâyete bağlı değildir. Yetkili makamların suçu öğrenmesi üzerine resen soruşturma yürütülebilir. Şikâyetten vazgeçilmesi de kamu davasının kendiliğinden sona ermesini sağlamaz.
Soruşturma sırasında görüntünün niteliğinin belirlenmesi, dijital materyalin faille bağlantısının kurulması, failin kastının ortaya konulması ve arama, elkoyma veya dijital inceleme işlemlerinin hukuka uygun şekilde gerçekleştirilmesi gerekir.
Sonuç
Çocuklara ait cinsel içerikli görüntüler bakımından ceza sorumluluğu yalnızca görüntünün başkalarına yayılmasıyla ortaya çıkmaz.
TCK m. 226/3, çocukların kullanıldığı müstehcen ürünler bakımından üretme, çoğaltma, depolama, bulundurma ve başkalarının kullanımına sunma gibi çeşitli fiilleri ayrıca düzenlemektedir.
Bu nedenle dijital ortamda gerçekleştirilen eylemlerde öncelikle şu soruların cevaplandırılması gerekir:
Görüntü nasıl elde edilmiştir?
Fail görüntüyü kendisi mi oluşturmuş, yoksa mevcut bir görüntüyü mü edinmiştir?
Görüntü yalnızca bulundurulmuş mudur, yoksa başka kişilere de gönderilmiş midir?
Fail görüntünün çocuklara ait olduğunu biliyor veya somut olayın koşullarına göre bunu anlayabilecek durumda mıydı?
Dijital deliller hukuka uygun şekilde mi elde edilmiştir?
Sonuç olarak çocukların cinsel içerikli görüntülerinin dijital ortamda kaydedilmesi, bulundurulması veya paylaşılması birbirinden farklı hukuki hareketler olmakla birlikte, her biri somut olayın özelliklerine göre TCK m. 226/3 kapsamında ceza sorumluluğu doğurabilir. Bu nedenle özellikle dijital suçlarda eylemin teknik niteliği, failin kastı ve delillerin elde edilme yöntemi birlikte değerlendirilmelidir.
Çocuklara yönelik cinsel davranışlar, görüntü oluşturulması ve dijital ortamda gerçekleştirilen diğer eylemler farklı suç tiplerini gündeme getirebilir. Konunun genel ceza hukuku çerçevesi için cinsel suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar hakkındaki açıklamalarımız incelenebilir.

[…] bağımsız olarak TCK m. 226 kapsamında da değerlendirilebilir. Ayrıntılı bilgi için Çocuğa Ait Cinsel İçerikli Görüntüyü Kaydetmek, Bulundurmak veya Paylaşmak Suç mu? başlıklı yazımız […]