Boşanmada Ziynet Eşyaları Davası

boşanmada ziynet eşyası davası

Boşanmada Ziynet Eşyaları Davası

Boşanmada Ziynet Eşyaları Davası 1024 576 Yasemin Berna Aslanbay

Boşanma süreçlerinin en teknik ve çekişmeli konularından biri, şüphesiz düğünde takılan takıların paylaşımıdır. Halk arasında “ziynet eşyası davası” olarak bilinen bu süreç, son dönemde Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarını değiştirmesiyle yeni bir boyuta taşınmıştır. Özellikle ziynet eşyalarının kime ait olduğu konusundaki güncel kriterler, ispat yöntemleri ve zamanaşımı süreleri, davanın kaderini doğrudan belirlemektedir. Bu denli hassas ve sürekli güncellenen bir hukuki prosedürü hatasız yönetmek, maddi haklarınızı korumak adına tecrübeli bir Ankara boşanma avukatı ile çalışmayı zorunlu kılmaktadır.

Ziynet Eşyası Nedir? Neleri Kapsar?

Ziynet eşyası, genel olarak altın ve gümüş gibi değerli madenlerden yapılmış ve insanlar tarafından süs amacıyla takılan eşyalardır. Bu kategoriye kolye, küpe, yüzük ve bilezik gibi çeşitli takılar dahildir. Ancak, çeyrek altın ve yarım altın gibi değerli madenler, nitelikleri gereği ziynet eşyası olarak kabul edilmez. Yargıtay, bu konuda daha geniş bir yaklaşım benimseyerek çeyrek altın gibi madenleri de ziynet eşyası olarak değerlendirmiştir. Böylece, bu tür madenler hukuki süreçlerde ziynet eşyası davasına konu olabilmektedir.

Ziynet eşyaları/Düğünde takılan takılar kime aittir?

Yargıtay, yerleşik içtihatlarında düğün sırasında takılan ziynet eşyalarının, aksi bir anlaşma olmadığı sürece, kim tarafından takılırsa takılsın bağışlandığını kabul etmekteydi. Bu bağlamda, söz konusu eşyaların kadının kişisel mülkü olarak değerlendirildiği belirtilmekteydi. Ancak, Yargıtay son dönemde verdiği yeni kararlarla ziynet eşyalarının paylaşımı konusundaki bu yerleşik yaklaşımını değiştirmiştir. Bu değişiklik, boşanma davalarında ziynet eşyalarının nasıl değerlendirileceği konusunda önemli bir yenilik getirmiştir.

Önemli Güncelleme: Düğün Takıları Kime Aittir? (Yargıtay 2024 Kararı)

Yargıtay, yıllardır uygulanan “düğünde takılan tüm takılar kadına aittir” kuralını, 04.04.2024 tarihli (2023/5704 E. – 2024/2402 K.) kararıyla değiştirmiştir. Bu devrim niteliğindeki yeni içtihat doğrultusunda takıların paylaşımında şu hiyerarşi izlenir:

  1. Taraflar Arasında Anlaşma: Eğer eşler arasında takıların kime ait olacağına dair yazılı veya ispatlanabilir bir anlaşma varsa, paylaşım bu anlaşmaya göre yapılır.

  2. Yerel Örf ve Adet: Bir anlaşma yoksa, o bölgedeki yerel örf ve adetler araştırılır. Eğer adetlere göre bir kural varsa o uygulanır.

  3. Cinsiyete Özgü Takılar: Eğer bir takı (örneğin küpe, bilezik, gerdanlık) doğası gereği bir cinse özgü ise (kadına özgü), o tarafa ait sayılır.

  4. Genel Takılar (Yeni Kural): Hem erkeğin hem kadının kullanabileceği (her iki cinse özgü) veya takı sandığına/torbasına atılan takılar, kural olarak kime takıldıysa ona ait sayılır. Ortak hesaba veya torbaya atılan ve kime takıldığı belli olmayan genel takılar ise ortak mal kabul edilebilir.,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından 2023/5704 E. ve 2024/2402 K. sayı numarasıyla verilmiş olan kararda: Ziynet eşyalarının hangi tarafa ait olduğunun değerlendirilmesi, Yargıtay’ın konuya ilişkin görüşlerinden bağımsız olarak ele alınamaz. Bu nedenle, meselenin Yargıtay tarafından verilmiş emsal niteliğindeki kararlar çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir. Yargıtay bu yöndeki içtihadından ziynet eşyalarının kadına ait olduğu görüşünden 04.04.2024 tarihinde aldığı 2023/5704 E. 2024/2402 K. sayılı kararıyla dönmüştür.

Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; “Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir” yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir.” 

Ziynet Alacağı Davası Nasıl Açılır?

Düğün takılarının iadesi veya nakit bedelinin talep edilmesi, boşanma davasıyla birlikte ya da ayrı bir dava şeklinde gündeme getirilebilir. Bu davalar, yetkili mahkemeye sunulacak bir dava dilekçesi ile açılmalıdır.

Düğün takılarına ilişkin taleplerin, önce aynen iade, bu mümkün olmadığında ise nakit bedel talebi şeklinde terditli olarak yapılması önemlidir. Eğer ziynet eşyalarının aynen iadesi mümkün değilse, fiili ödeme tarihindeki değerlerinin iadesine karar verilmelidir. Ziynet eşyalarının mal paylaşımı davasıyla birlikte talep edilip edilemeyeceği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.

Yargıtay, ziynet eşyalarının mal paylaşımı davasıyla birlikte talep edilebileceğine dair kararlar vermiştir (örneğin, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2016/18252 E., 2018/2567 K. sayılı karar). Ancak, Ziynet alacağı davası, düğün sırasında takılan ziynet eşyalarının geri verilmesi talebiyle açılan bir dava türüdür. Bu dava çerçevesinde, davacı öncelikle eşyaların iadesini istemekte, bu durumda dava istihkak davası niteliğindedir.

Ancak malın iadesinin mümkün olmaması halinde, eşyanın maddi karşılığının ödenmesi talep edilmekte ve bu durumda dava alacak davası haline gelmektedir. Dolayısıyla, ziynet alacağı davası, koşullara göre istihkak veya alacak davası olarak değerlendirilebilir. Ziynet alacağı davası, boşanma davasıyla birlikte yürütülebilir. Bunun yanı sıra, boşanma davası sonuçlandıktan sonra ayrı bir dava olarak da açılması mümkündür. Ziynet alacağı talep eden taraf, öncelikle ziynetlerin cinsini ve miktarını mahkemeye bildirmelidir. Ardından, bu iddialara yönelik delillerini sunması gerekmektedir.

Ziynet alacağı davaları, ikamet ettiğiniz ildeki aile mahkemesinde görülür. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise, bu tür davalar asliye hukuk mahkemelerinde yürütülmektedir.

Düğün takılarının iadesi veya nakit bedelinin tahsili, boşanma davası ile birlikte talep edilebileceği gibi, boşanma kesinleştikten sonra ayrı bir dava olarak da açılabilir. Bu noktada “terditli talep” yöntemi kritik öneme sahiptir:

  • Aynen İade: Öncelikle ziynetlerin fiziksel olarak geri verilmesi istenir.

  • Bedel İadesi: Eğer ziynetler bozdurulmuş, satılmış veya kaybedilmişse (aynen iade mümkün değilse), güncel nakit bedelinin ödenmesi talep edilir.

Ziynet eşyalarının iadesi talebi, mülkiyet hakkına dayandığı durumlarda bir “istihkak davası”, nakit bedel istendiğinde ise bir “alacak davası” niteliği taşır.

Ziynet Eşyası Davasında İspat Yükü ve Deliller

Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, her taraf iddiasını ispatla yükümlüdür. Ziynet eşyası davalarında ispat genellikle şu iki temel üzerinde yürür:

  1. Ziynetlerin var olduğunun ispatı.

  2. Bu ziynetlerin rıza dışında elden çıktığının kanıtlanması.

En Güçlü Deliller:

  • Düğün Videoları ve Fotoğraflar: Bilirkişi incelemesi için en temel dayanaktır. Uzmanlar bu kayıtlar üzerinden takıların cinsini ve miktarını belirler.

  • Tanık İfadeleri: Ziynetlerin kimin elinde olduğu, kimin tarafından toplandığı veya zorla bozdurulup bozdurulmadığı konusunda tanık beyanları büyük önem taşır.

  • Kuyumcu Kayıtları veya Faturalar: Takıların bozdurulduğu yerlerin tespiti ispatı güçlendirir.

Ziynet Alacağı Davalarında Zamanaşımı

Ziynet alacağı davası, malın aynen iadesi talep edildiğinde istihkak davası niteliği taşır. İstihkak davaları, mülkiyet hakkına dayandığı için zamanaşımına tabi değildir. Yani, ziynet eşyalarının aynen iade edilmesi durumunda zamanaşımı hükümleri geçerli olmaz.

Ancak, malın aynen iadesinin mümkün olmadığı durumlarda (örneğin, malın satılması veya harcanması gibi) ziynet alacağı davaları, malın maddi değerinin ödenmesini talep eder. Bu durumda, ziynet alacağı davası bir alacak davası haline gelir ve 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olur. Bu zamanaşımı süresi, boşanmanın kesinleştiği tarihten itibaren başlar.

Konuyu şu şekilde özetlersek. Zamanaşımı süresi, talebin şekline göre farklılık gösterir:

  • Aynen İade İstendiğinde: Ziynet eşyaları halen mevcutsa ve fiziksel iade isteniyorsa, mülkiyet hakkına dayandığı için zamanaşımı yoktur.

  • Bedel (Nakit) İstendiğinde: Eğer ziynetler bozdurulmuş ve nakit karşılığı talep ediliyorsa, dava alacak davasına dönüşür. Bu durumda 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Bu süre, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlar.

Ziynet Eşyaları Bedel Hesaplama

Ziynet eşyalarının bedeli davaya konu olan ziynet eşyasının bedeli dava tarihindeki bedele göre belirlenir.Ziynet eşyalarının aynen iade edilemediği durumlarda, bedel iadesi (nakit iade) talep edilebilir. Ancak bu bedel iadesinin gerçekleştirilebilmesi için mahkemenin infaz açısından uygun bir karar vermesi gerekmektedir.

Ziynet eşyalarının değerinin tespit edilmesi için genellikle düğün videoları ve düğün sırasında çekilmiş fotoğraflar, uzman bir bilirkişi tarafından değerlendirilir. Bilirkişi, düğünde takılan takıların değerini belirleyerek bir rapor hazırlar ve bu rapor mahkeme dosyasına eklenir.

Ziynet Eşyası Davası Nasıl İspat Edilir?

İspat hukukunun genel kuralları burada da geçerlidir. HMK m. 190 gereğince, “İspat yükü, iddia edilen  vakıaya bağlı hukuki sonuçtan yararlanan tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, yalnızca karinenin temelini oluşturan vakıanın ispatıyla yükümlüdür.” Ayrıca, Türk Medeni Kanunu‘nun 6. maddesi gereği, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, doktrin ve Yargıtay içtihatları gereği, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden taraf, ispat yükümlülüğü taşır. İleri sürdüğü bir olaydan hak talep eden taraf, iddia ettiği olayı kanıtlamak zorundadır.

Ziynet eşyalarının iadesinin talep edilebilmesi için iki temel koşulun belirgin bir şekilde ortaya konması

gerekmektedir: İade talep edilen ziynet eşyasının varlığının ispatı ve bu ziynetlerin iade talep eden kişinin rızası dışında alındığının kanıtlanması. Ziynet eşyalarının rızası olmaksızın elden çıkmasına dair örnekler arasında, iade talep eden kişinin gördüğü şiddet nedeniyle evden kaçması, düğün sonrası kayın hısımları tarafından ziynetlerin toplanması ve benzeri durumlarda altınların zorla bozdurulup harcanması sayılabilir.

Hangi Durumlarda Düğün Takıları Talep Edilemez?

Davalı taraf (genellikle erkek eş), aşağıdaki durumları kanıtladığı takdirde ziynet iadesi borcundan kurtulabilir:

Düğün sırasında takılan ziynet eşyaları ve paraların davacı tarafından talep edilememesi, aşağıdaki durumların varlığı halinde söz konusu olabilir:

  • Davacının Elinde Bulunması: Ziynet eşyaları ve paraların davacının kendisinde olması durumunda talepedilememesi
  • Çalınma Durumu: Düğün esnasında takılan ziynet eşyaları veya paraların üçüncü kişiler tarafından çalınmış olması
  • Kişisel Kullanım: Davacı tarafından, kişisel ihtiyaçlar için ziynet eşyalarının bozdurulup harcanması
  • Yerel Örf ve Adetler: Davalı tarafın, davacı lehine bir hüküm verilmemesi gerektiğine dair yerel örf ve adetlerin varlığını ispat etmesi
  • Anlaşma İddiası: Taraflar arasında, düğünde takılan ziynet eşyaları ve paralara ilişkin davacı aleyhine bir anlaşma olduğunun davalı eş tarafından iddia ve ispat edilmesi

Bu gibi durumlar, davacının ziynet eşyaları ve paraları talep etmesini engelleyebilir.

Ziynet Eşyası Tanıkla İspat Edilir mi?

Ziynetlerin iadesinin talep edilmesi durumunda, ziynetlerin varlığını ve elden çıkma şekillerini ispat etmek için tanık ifadeleri önemli bir rol oynar. Tanıklar, düğün sırasında ziynetlerin kimler tarafından takıldığını, davacının elinde bulunduğunu veya nasıl alındığını doğrulayan bilgiler sunabilirler. Ancak, tanıkların beyanlarının etkili olabilmesi için birkaç hususa dikkat edilmelidir:

  • Tanıkların Güvenilirliği: Tanıkların durumu bilmesi, olayları gözlemlemiş olmaları ve dürüstlükleri önemlidir. Güvenilir tanıklar, mahkemede ziynetlerin varlığı ve elden çıkma durumu hakkında güçlü delil oluşturabilir.
  • Tutarlılık: Tanıkların ifadeleri arasında tutarlılık olması gerekir. Farklı tanıkların aynı olay hakkında benzer ayrıntılara sahip olmaları, iddiaların inandırıcılığını artırır.
  • Somut Deliller: Tanık ifadeleri, belgeler veya diğer somut delillerle desteklenmelidir. Örneğin, düğün fotoğrafları, videolar veya başka kanıtlar, tanıkların ifadelerini güçlendirebilir.

Sonuç

Ziynet eşyası davası hem maddi hem de sosyal yönleri itibarıyla hassas bir denge gerektirmektedir. Yargı organlarının yerleşik içtihatları doğrultusunda hakkaniyet ilkesini gözeterek ve somut olayın özelliklerini dikkate alarak karar vermesi, adil sonuçlara ulaşılması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle tarafların hukuki süreci doğru değerlendirmesi ve delil yönetimini etkin şekilde gerçekleştirmesi için gerektiğinde uzman bir hukukçuya başvurarak hukuki yardım almaları gerekmektedir.

Yasemin Berna Aslanbay

Avukat Yasemin Berna Aslanbay, 2015 yılında Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Avukatlık stajını bitirmesinin ardından yaptığı mesleki faaliyetlerinin ardından Aslan & Duran Hukuk Bürosu kurucu avukatı olarak meslek hayatına devam etmektedir. Aynı zamanda Adalet Bakanlığı Arabuluculuk siciline kayıtlı arabulucudur. İş hukuku uzman arabulucusu olarak özellikle Ankara iş hukuku ve Ankara ticaret hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk yapmakta olan Avukat Yasemin Berna Aslanbay evli ve 2 çocuk annesidir.

All stories by:Yasemin Berna Aslanbay

Leave a Reply