bağkur tespit davası

Bağkur Tespit Davası

Sosyal Güvenlik Kurumları 2006 yılında çıkan 5502 sayılı yasa ile tek çatı altında toplanmıştır. Bağ-Kur2un varlığı da bu yasa ile birlikte sona ermiştir. Ancak aşağıda belirtilen belli meslek gruplarında çalışan kişiler anılan yasanın 4-B maddesi gereğince sigortalı sayılmaktadırlar. Bu yazımızda; bu geçişten kaynaklı çıkan uyuşmazlıklara konu bağkur tespit davası hakkında genel bir değerlendirme yapılacaktır. Yine Yargıtay’ın emsal kararları da yazımızın devamında verilecektir.

Bağkur Tanımı

Bağ-Kur; Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumunun kısaca bilinen adıdır.  Sosyal güvenlik kurumlarını 2006 yılında tek çatı altında birleştiren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile SGK kurulmuş ve ayrı bir sosyal güvenlik birimi olan Bağ-Kur’un varlığı da bununla sona ermiştir. Bağ-Kur yeni 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Uasasının 4/b maddesinde düzenlenmiş olup, gündelik dilde Bağ-Kur için 4/b tabiri de kullanılmaktadır.

)      Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar,

)      Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar,

)      Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları,

)      Köy ve mahalle muhtarları

)      6132 sayılı At Yarışları Hakkında Kanuna tabi jokey ve antrenörler

)      Tarımsal faaliyette bulunanlar sigortalı sayılırlar.

Avukat ve noterler 01.10.2008 tarihinden sonra zorunlu 4/b sigortalısı sayılmıştır.

Bağ-Kur’un Sgk’ya Bildirilmesi

Zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı kapsamına giren kişinin kendisinin SGK’ya başvurup başvurmadığına bakılmaksızın, yukarıda belirtilen kapsamda faaliyetine başlayan, kaydını veya tescilini yaptıran kişiyi ilgili kurum veya kuruluşun SGK’ya bildirmesi Kanunen zorunludur. SGK bu kurum ve kuruluşlardan gelen bildirim üzerine kişinin Bağ-Kur kaydını yapmakta ve sigortalılığını başlatmaktadır. Bu tarihten itibaren de sigortalılığı devam ettiği sürece o kişi adına her ay prim borcu tahakkuk etmektedir. Durum böyle olmakla birlikte, Bağ-Kur sigortalısı olması gereken herhangi bir faaliyete başlayan veya kayıt – tescil yaptıran kişinin ertelemeden ilgili kurum veya kuruluştan aldığı belgelerle birlikte SGK’ya başvurmasında yarar vardır. Çünkü ilgili kurum veya kuruluşun SGK’ya bildirimi geç yapması halinde SGK Bağ-Kur sigortalılığını geriye dönük olarak kişinin Bağ-Kur sigortalısı olmasını gerektiren faaliyetine başladığı veya kayıt – tescilini yaptırdığı tarihten itibaren başlatacağından, bu durumda geriye dönük birikmiş ve faiz işlemiş prim borcu ortaya çıkacak ve kişinin mağduriyetine yol açacaktır. Bu da beraberinde mağdur olan kişinin, haklarını alabilmesi için  bağkur tespit davası açmasını gerektirir.

Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti

Yargıtay kararlarında Bağ-Kur sigortalılık şartları mevcut olmadan tescilini yaptırarak prim ödemesinde bulunanların da sigortalılıklarının tespitine karar verilmektedir. Bağkur tespit davası ile ilgili olarak özetle Yarıgtay’ın kabulü şu şekildedir. Burada kayıt ve tescilin; Bağ-Kur’un Anayasa’dan Kaynaklanan sosyal güvenlik ödevinin zorunlu sonucu olan, inceleme, araştırma görevini yeterince yerine getirmemesinden kaynaklandığı, yapılan kayıt ve tescilin, kurumun kusurundan meydana geldiği, hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı gibi, kendi kusurlu davranışlarının sonuçlarından da bir başkasının sorumlu tutamayacağına ilişkin genel hukuk kuralı gereğince yapılan tescilin geçerli sayılması gerektiği, Kurumun ödenen primleri kullandığı ve kişiye sosyal güvenlik yönünden ümit verdikten sonra, yaşlılık aylığı talebine yakın zamanda sigortalılığı iptal etmesinin Medeni Kanunun 2.maddesinde öngörülen afaki iyiniyet kuralı ile bağdaşmayacağı kabul edilmektedir. (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 13.12.2010 T. 2010/8729 E. 2010/12360 K.) Bu durumda Yargıtay kararlarında sigortalılık süresi ile ilgili primler ödendiğinden, biran için söz konusu süre zorunlu sigortalılık süresi olarak değerlendirilmese de, anılan sürenin, isteğe bağlı sigortalı sayılması gerektiği görüşü benimsenmektedir.

Bağ Kur sigortalıları borçlarını yapılandırarak borç tutarını kısmi ödediklerinde, yasal olarak yapılandırmaları bozulmakta ve sigortalılar ödedikleri miktarlar bakımından da yapılandırma yasalarının sağladığı avantajları yitirmektedir. Yapılandırma yasalarında “Kısmi borçlanma” kabul edilmediği halde Yargıtay tarafından kısmi borçlanma kabul edilmektedir. Yargıtay vergi sürelerine dayalı yapılandırmalarda yatırılan miktarın, sürenin tamamına karşılık gelmemesi halinde kısmi ödenen tutar yapılandırma kapsamında kaç güne karşılık gelecekse, vergi kayıt tarihinin başlangıcından itibaren o kadar günün hesabı ile sigortalılık süresinden sayılması gerektiğine hükmetmektedir. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/1669 E. 2012/6940 K.)

Bağ-Kur sigortalılığının tespitine yönelik davalarda tespit istemi yanında çoğunlukla yapılandırma kapsamında borcun ödenmesi gerektiğinin tespiti de talep edilmektedir. Sigortalıların süresi içerisinde yapılandırmadan faydalanmak için SGK’ya müracaatta bulunduklarını resmi kayıtlarla ispat etmeleri durumunda yapılandırma yasalarından faydalanmaları gerektiğine hükmedilebilmektedir.(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 17.3.2011T. 2010/2965 E. 2011/2432K)

Hizmet Tespit Davasında Taraflar

Davacı: Davacı, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4/a(1) maddesi kapsamında işçi sıfatını taşıyan kişidir. İşçinin vefat etmiş olması halinde ise, mirasçıları hizmet tespiti davasını hak düşürücü süre içerisinde açma hakkına sahiplerdir.

Davalı: 11.09.2014 tarihinden önce açılacak olan hizmet tespiti davasında Sosyal Güvenlik Kurumu’nun davalı olarak gösterilmesi zorunlu iken, 6552 sayılı Kanunu’nun 64. Maddesi ile mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesi değiştirilmiş ve 11.09.2014 tarihinden itibaren açılacak olan hizmet tespiti davalarında Kurum’un davalı olarak gösterilmeyeceği, davanın Kurum’a re’sen ihbar edileceği düzenlenmiştir. Sonuç olarak Kanun’da yapılan değişiklik ile açılacak hizmet tespiti davasında sadece işveren davalı olarak gösterilecek, Sosyal Güvenlik Kurumu’na dava re’sen ihbar edilecektir. Kurum ihbar üzerine fer’i müdahil olarak davaya katılacaktır. Ayrıca alt işverenlik ilişkisinin varlığı halinde alt işveren ekonomik durumunun kötü olması nedeniyle işçiye borcunu ödeyemeyecek halde ise, asıl işveren söz konusu borçtan dolayı sorumlu olacaktır.

Prim gün sayısının artırılmasına yarayan hizmet tespit davaları ile sigortalılık başlangıcının tespiti davaları arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklardan birisi, davaların yöneltileceği davalı taraftır. Yargıtay uygulamasına göre, sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davalarında, 7036 sy Kanun öncesindeki düzenleme gibi, SGK feri müdahil değil, davalı olarak bulunmalıdır. Yargı kararları uyarınca, bu davalarda sadece SGK’nın davalı olarak gösterilmesi yeterli olup, işverene yöneltilmesi aranmamaktadır.

Yazımızın konusu olan bağkur tespit davası ile ilgili olarak ayrıca şu aşağıda yazmış olduğumuz makaleleri de inceleyebilirsiniz.

 Hizmet Tespit Davası ve 1 günlük Sigorta Başlangıcının Tespiti Davası

Dava Öncesi Kuruma Başvuru Şartı

Bağkur tespit davası hakkında dava öncesi kuruma başvuru şartı da önemlidir. Zira 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumu’na karşı açılacak davalarda, dava açmadan önce kuruma başvuru zorunluluğu getirmiş, hizmet tespit davalarını ise bu şartın dışında tutmuştur. Ancak, Yargıtay uygulamalarında, sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davaları, hizmet tespit davalarından ayrı tutulmakta; öncelikle kuruma başvuru zorunluluğu kabul edilmektedir.

Uygulamaya göre, davanın açılmasından önce SGK’ya sigorta başlangıç tarihinin tespiti talebiyle başvuru yapılmalıdır. Dava, ancak kurumun başvuruyu reddetmesi üzerine açılabilir. SGK, başvuruya 60 gün içerisinde cevap vermezse, bu sürenin sonunda talep reddedilmiş sayılır. 

Yargıtay HGK 2017/10-2695 E, 2020/587 K sayılı kararında, kuruma başvuru, tamamlanabilir dava şartı olarak değerlendirilmiştir.

Dava, sigortalılığın tespiti istemine ilişkindir. Davacı sigortalının dava açmadan önce Kuruma başvurusunun olmadığı ve mahkemece, başvurunun bulunmaması sebebiyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Kuruma başvuru şartının 6100 Sayılı Kanun’un 115/2. maddesi kapsamında tamamlanabilir dava şartı olarak değerlendirilmesi gerekli iken kesin dava şartı olarak değerlendirilip davanın usulden reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece, davacı tarafa 6100 Sayılı Kanun’un 115/2. maddesi uyarınca 7036 Sayılı Kanun’un 4. maddesindeki düzenleme gereği davaya konu istemi hakkında Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat etmesi ve bu müracaat hakkında anılan yasal düzenleme uyarınca Kurumun ret iradesini gösterir işlem veya eyleminin olduğunun belgelenmesi için kesin süreli ihtarat gönderilmeli, bu süre içerisinde dava şartı eksikliğinin tamamlanmaması hâlinde, dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmeli, Kuruma başvuru şartının tamamlanması hâlinde ise davanın esasına girilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.(Yargıtay HGK 2017/10-2695 E, 2020/587 K)

Bu karar uyarınca, davanın kuruma başvuru yapmadan açılması halinde dava reddedilmemeli, davacı sigortalıya, başvuru şartını yerine getirmesi için süre verilmedir. Bu süre içerisinde başvuru şartı tamamlanırsa davaya devam edilmeli; başvuru şartı tamamlanmazsa, dava usulden reddedilmelidir.

Yargıtay 10. H.D.2017/3905 E, 2017/6978 K, 18.10.2017 T

6552 Sayılı Kanun’un 11.09.2014 günü yürürlüğe giren 64. maddesiyle 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesine eklenen 4. fıkrada, hizmet akdine tabi çalışmaları sebebiyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, davanın Kuruma resen ihbar edileceği, ihbar üzerine davaya davalı yanında feri müdahil olarak katılan Kurumun, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabileceği belirtilmiştir. Eldeki dava, kanun koyucunun gerçekleştirdiği düzenlemede öngörülen 506 Sayılı Kanun’un 79/10 maddesine dayalı hizmet akdine tabi çalışmaları sebebiyle zorunlu sigortalılık tespiti niteliğinde olmayıp, davalı işveren yanında ilk çalıştığı sigortalı tarihin tespiti niteliğinde olduğundan ve bu tür uyuşmazlıklarda işverenin taraf olarak yer almasının zorunluluğu da bulunmadığı için, 5521 Sayılı Kanun’un 7/4 maddesi kapsamı dışında kalan dava yönünden anılan değişikliğin uygulama olanağı bulunmamakta ve Sosyal Güvenlik Kurumunun taraf sıfatı feri müdahil değil davalı olmalıdır.

Hizmet Tespit Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Hizmet tespiti davası 5510 sayılı Kanunun 101. maddesi gereğince iş mahkemelerinde açılır ve görülür. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesine göre, dava açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince, ikametgâhı sayılan yer mahkemelerinde açılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de görülebilir. Uygulamada hizmet tespiti davası, davalılardan birisinin ikametgahı veya davacının sigorta işlemlerini yapmaya yetkili Kurum Şubesinin bulunduğu İş Mahkemelerinde de görülebilir.

Emsal Kararlar

Yargıtay Hukuk genel kurulunun 01.02.2012 tarihli kararı: YHGKK. 2011/10-642 E. 2012-38 K.

Dava, sigortalılık süresinin tespiti istemine ilişkindir. Davacının sigortalılığın tespiti talebine ilişkin dava açmakta hukuki yararı bulunduğunun kabul edilebilmesi için, sigortalılık hakkını elde edebilmesi yönünden mahkeme kararına ihtiyacının bulunması, davalının hukuki ilişkinin varlığını inkâr etmesi nedeniyle davacının hakkının tehlike içinde bulunması gereklidir. Somut uyuşmazlıkta, davacının devam etmekte olan sigortalılığının varlığı davalı tarafından inkâr edilmediğinden ve davacının anılan dönem yönünden hukuki durumunda bir tereddüt yaratılmadığından davacının sigortalılık haklarından yararlanabilmesi için bir mahkeme kararına ihtiyacı bulunmamaktadır.

Yargıtay Hukuk genel kurulunun 29.02.2012 tarihli kararı: YHGKK 2011/10-769 E. 2012-107 K.

Tespit davasında; davacı tarafından 506 Sayılı yasa kapsamındaki çalışmaları dışlanarak tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar adına çalışanlara ilişkin 2926 Sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Uyuşmazlık; davacının davaya konu dönem içerisinde belirtilen tarihler arasında 506 Sayılı yasa kapsamında sigortalılığının bulunması karşısında kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyetinin kesintisiz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacının tespiti istenilen dönemde tarımsal faaliyet için adına düzenlenmiş fatura ve ürün teslimi konusunda kesilmiş müstahsil makbuzu, kooperatif üyeliği, doğrudan gelir desteği ve TEKEL Tütün İşletme Müdürlüğünde kaydının bulunmadığı; hayvan yetiştiriciliği için düzenlenen işletme tescil belgesinin düzenlendiği, tarımsal amaçlı kredi kullanmadığı da anlaşılmaktadır.

Maddi ve yasal olgular gözetildiğinde; davacının Tarım Bağ-Kur sigortalılığı başka bir sosyal güvenlik kuruluşunda çalışmaya başlaması ile sona ermiştir. Diğer sosyal güvenlik kuruluşunda geçen çalışma süresinin makul süreyi aşar nitelikte bulunması, yeniden tescil ya da iradi prim ödemesi veya prim tevkifatının bulunmadığı anlaşılmakla, davacının çekişmeli olan tarımsal faaliyeti kanıtlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekir.

Sonuç Olarak

Bağkur tespit davası, zamanında önlem alınmadığı takdirde, sosyal haklarınız konusunda mağduriyetinize sebep olabilecek davalar arasındadır. Bu nedenle konu hakkında hukuki destek almak yararınıza olacaktır. Aslan & Duran Hukuk Bürosu olarak İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku konusunda tecrübeli kadromuz ile hizmet vermekteyiz.

Hiç yorum yok, ilk yorumu siz yapın.

Yorumunuzu yazın

call me Bizi Arayın
whatsapp Bize Yazın